16 Nisan 2016

Peygamberler Şehri; Şanlıurfa

Bir şehir ne kadar kutsanabilirse o kadar kutsanmıştı...
Hz. Eyyüb'ün şifa bulduğu, Hz. İbrahim'in ateşe atıldığı, sonra da o ateş'in bir havuza dönüşüp; yanmasına engel olduğu... İlk başta bakılınca bahsi geçen olayların hepsi masalsı geliyor. Rivayet sanıyorsunuz ama hepsi yaşanmış...


Nemrud,Edessa(Şanlıurfa) kralı olduğu vakitler bir kahinin yanına gidiyor ve kahin ona bu sene doğacak bir erkek çocuğunun tüm krallığını yok edeceğini söylüyor. Nemrud ise bu duruma engel olmak için denilen günden itibaren iki gün boyunca köyde bulunan tüm erkekleri dağa sürüyor ki kadınlarıyla birlikte olmasına engel olsun... O gece Nemrud, köyü teftiş etmek için sarayından ayrılıyor ve sultanlık mührünü odasında unuttuğunu hatırlıyor. En yakın bulduğu adamını(Hz. İbrahim'in babası) saraya göndererek mührü getirmesini emrediyor. Adam mührü aldıktan sonra Nemrud'a gitmeden önce karısının yanına uğruyor ve Hz. İbrahim o gece ana rahmine düşüyor. Hz. İbrahim'in annesi, hamile olduğunu eşinden bile gizleyerek çocuğunu koruyor. Zira babası dahi olsa bu durumu duysa, çocuğu olduğunu düşünmeden ona zarar verecek ve ölmesini sağlayacak... Annesi doğuma kadar bol kıyafetler giyerek, kilo aldığını söyleyerek yaşayıp gidiyor ve doğum zamanı gelince bir mağaraya gidip, Hz. İbrahim'i orada doğuruyor. Sık sık yanına gidip gelse de, Hz. İbrahim çeşitli rivayetlerle büyüdüğü anlatıla geliyor. Çok zaman geçmeden büyüyen Hz. İbrahim'i Nemrud'un askerleri, avlanma sırasında görüyor ve güçlü, yağız bir delikanlı oluşundan dolayı beğenerek saraya götürüyor. Nemrud da İbrahim'i beğenince saraya alıyor. İbrahim, saraydakilerin puta tapışını yanlış bulduğu için, putları yıkıyor ve onun yaptığı öğrenilince; İbrahim'in yakılarak öldürülmesi için emir veriliyor. Öyle ki dağ gibi odunun yığıldığını, hatta bu ateşin yıllarca yandığını öne sürenler oluyor. (Bu duruma inanmayanlar için deniliyor ki; 'Balıklı Göl'ün dibini eşelerseniz -kazarsanız- kömür karası göreceksinizdir.) Hz. İbrahim kaleye kurulan bir mancınıkla (ki mancınık o zaman şeytan vesvesesi ile bulunuyor...) ateşin içine atılıyor ve tam o sırada Cebrail as. gelip ve ve diyor ki;Ey İbrahim! Ben Cebrail'im! Allah'ın emriyle sana geldim. Benden ne dilersen dile!' O vakit İbrahim de, Cebrail'e; 'Ben sadece Allah'tan yardım isterim.' diyor ve Allah; 'Ey ateş, İbrahim'in üzerine serin ve selamet ol!(Enbiya - 69)' buyurur. Ateş ise o anda suya, odunlar da balığa dönüşüyor ve şu an bilinen Balıklı Göl meydana geliyor...

Fotoğraftaki minyatür Şanlıurfa Kent Müzesi'nde bulunmaktadır ve grup olarak gittiğimiz için rehberimiz bizi çok güzel bilgilendirdi. Bana kalırsa zaten böyle yerleri rehbersiz, boş beleş gezmemeli insan. Herkes bakabilir ama herkes göremez. Bu gezide rehberler bizim görmemizi sağlayan taraf oldular. İki adet rehberimiz vardı. Biri müzede, bir diğeri Balıklı Göl ve Eyyübi Camii'nde eşlik etti. Kültür Bakanlığı'nın görevlendirdiği bu rehberlere ayrı olarak teşekkürlerimi sizlerin de önünde iletirim...
İlk olarak bu müzeyi gezdik... Ardından Hz. Eyyüb'ün şifa bulduğu suyun kaynağına ve makamına gittik. Şifalı olduğu rivayet edilen sudan içtik, dualarımızı ettik; Rabbim hayırlı eylesin, kabul etsin... Ardından Cevahir Han'a gidip, öğle yemeğimizi yedik ve ayrıca oradaki insanlarca şahane karşılandık. Hizmet ve mekan tabiri caizse on numaraydı. Yemek, çay, tatlı, mırra... Ekstra hizmet gördük ve eminim ki bu hizmeti herhangi bir günde giden müşterisi bile görmüyordur... Temizliği olsun, mimarisi olsun, otantik havası olsun, her şeyiyle mükemmel bir mekandı ve eğer yolunuz Urfa'ya düşecek olursa bir öğününüzün burada olmasını tavsiye ederim...

Bu yediğim künefe kadar tatlı bir geziydi. Her anının fotoğrafını çektim, çünkü neden çekmeyeyim? :) İnsan, unutmak istemediği şeyin fotoğrafını çeker..
Ayrıca Gaziantep Büyükşehir Belediyesi'nin düzenlediği sayısız gezilerden biriydi bu Şanlıurfa gezisi ve sanırım bu ayki gezi kapsamı Şanlıurfa'ymış. Belediyenin gençlere yönelik etkinliklerine katılmanın zararı olmamasının yanı sıra kat be kat yararı olduğunu düşünüyorum ki ben bu geziden çok keyif aldım. Hayal dünyam, düşünce sistemim, tarihi bilgilerim güçlendi, genişledi. Fatma Şahin'in Gaziantep'e katkılarını saymaya kalksam burada hep beraber sabahlarız gibi, o yüzden ben genel olarak bir teşekkürü kendime borç bilirim. Sürç-ü lisan ettim ise; affola. Keyifli akşamlar...

Hiç yorum yok: