22 Nisan 2016

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Defilesi (İlk Defilem!)

Gaziantep Üniversitesi, Tekstil ve Moda Tasarımı bölümü öğrencileri olarak 23 Nisan, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı niyeti ile, çocuklarımıza özel bir defile yapmak istedik ve öğretmenimiz Sayın Tuğba Öztürk bu isteğimizi, bizi kırmayarak kabul etti. Bölüm başkanımız Sayın Ebru Çoruh manevi desteği ve güler yüzü ile her zaman yanımızdaydı. Mesleki İngilizce dersi öğretmenimiz Sayın Nazan Kalebek, kızı Azra Kalebek'in de modellik yaptığı bu defilede mankenlerin yönlendirilmesi ve çeşitli birçok konuda; koşuşturarak yardımcı oldu. Ayrıca defilemiz Gaziantep Teknopark binasında gerçekleşti. Binayı kullanmamız için ricalarımızı geri çevirmeyen, bizi kırmayan, müsaade eden ve bina ile ilgili her konuda yardımcı olan Sayın Onur Akar ve Sayın Deniz Vuruşkan'a teker teker teşekkür ediyorum... Gaziantep'i kazandığımda biraz tedirginlik duyan ama yaptığım her işten gururlanan ve desteğini üzerimden hiç çekmeyen babam Ramazan Bahar ve annem Muhlise Bahar; iyi ki sizin evladınızım ve iyi ki yeteneklerimin farkına varıp, körelmesine değil de yücelmesine destek verdiniz. Sizleri çok seviyorum ve sizler (öğretmenlerimiz ve ailelerimiz) bizim destekçimiz olduğunuz sürece, bugünkü gibi gururlanacağımız daha nice günlerimiz olacaktır... İyi ki varsınız!
Birkaç hafta içerisinde hazırlanarak 42 parçalık şirin mi şirin bir defile sunduk bugün... Salonun dolmayacağından çok endişelendik. Aksilik çıkacak diye korktuk. Modellerde sorun yaşayacağız diye tedirgin hissettik ama Allah hep yanımızdaydı ve alnımızın akı ile çıktık bugünden de... 2. sınıf öğrencisi olmamıza rağmen bir defile gerçekleştirdik ve her şey, ilk defilemiz olmasına rağmen defalarca kez defile yapmışız gibi profesyonelceydi... Sanıyorum ki bu profesyonelliğin bize desteğini eksik etmeyen öğretmenlerimizle çok alakası var... :) Kendimle ve arkadaşlarımla gurur duyuyorum.
Dikilen tüm elbiseler, mankenler, müzik seçimi, seyirci kitlesi, defile sonrasında verilen kokteyl... Her şey şahaneydi. Emeği geçen herkese minnettarım. Ben bu kadar kalabalık olacağını ve bu kadar iyi geçeceğini tahmin etmiyordum açıkcası. Bu mutluluğa nail olmak, bir öğrencinin yaşayabileceği en güzel şey... Salon boşalırken bir çiftin konuşmasına tanıklık ettim. Adam; 'İyi ki gelmişiz, bu kadarını beklemiyordum. Çok eğlendim!' dedi ve işte o an, yaptığım işten onur ve gurur duyduğum andı! Gözlerim doldu, koşuşturmaktan yoruldum ama aynı zamanda misafirlerle ilgilenebildim, gülümsemekten çenem ağrıdı fakat yaşadığım en güzel gün, şimdiye değin kazandığım en önemli tecrübem bu oldu... Bunca yorgunluğa rağmen hiç bitmeyen enerjim, takım arkadaşlarım sayesindeydi!
Bu benim tasarımcı olarak sahneye çıktığım ilk defilemdi. Diktiğim elbise 3 yaş içindi ve modelim o kadar güzel bir prensesti ki, elbisemi layığıyla taşıdı. Çok güler yüzlü, güzel saçlı, çocukların masumiyet timsali oluşunun temsiliydi sanki. Şükürler olsun ki bana hiçbir zorluk çıkarmadı. Bu modeli bana ayarlayan Sayın Fatma Eviz arkadaşıma ve modelimin ailesine minnettarım. Umuyorum ki böyle geniş düşünceli insanlar oldukça, gelecek daha da güzelleşecek...
Hayatımda yaşadığım en güzel gün bugündü ve en kötü günüm böyle olsun! Rabb'im daha da iyilerine iletsin. Nice nice defilelerime...
Bu güzel günden sonra sizlere edebileceğim en büyük temennim; mutluluk duyacağınız işlerde bulunmanız. Aksi takdirde her şey çok zor, aksi takdirde her şey çok keyifsiz olacaktır... Şükürler olsun beni bu güne eriştiren Rabb'ime... Gelen, gelmeyen, beni takip eden ve tebrik eden herkese teşekkürler. Çok teşekkür ettim, çünkü çok teşekkürü hakettik; hepimiz! :)

20 Nisan 2016

Mesleği Sevdiren Durumlar Vol: 1

Geçtiğimiz günlerde 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı için bir defile düzenleme fikri düştü aklımıza... Yapalım, dedik. Herkes bir hafta boyunca neler yapabileceğini araştırdı, tartıştı, tarttı ve en sonunda karar verdi. Bir hafta kalıpla uğraştık, bir hafta kesim & dikim, bir hafta detaylar ve bugün tüm elbiseler bitmiş halde sıraya koyuldu. Hepsinin karşısına geçince gururlu gözlerle bakmaktan kendini alıkoyamıyorsunuz... Okula ilk başladığım zamanlarda bana gelip, dikiş yapacaksın ve çok güzel işler çıkaracaksın deseydi, inanmaz, kaale almazdım gibi. Fakat şu an oturup bakınca insan garipsemiyor değil. İlk etek diktim kendime, sonra pantolon, sonra gömlek... (Bunların kalıplarını ve yapım işlemlerini de atacağım ilerleyen zamanlarda...) O kadar güzel duygulara sebebiyet veriyor ki bunlar, giyerken bir başka hissediyorsunuz... Adeta boyut değiştiriyorsunuz...
Ben bu defile için dört yaş, kız çocuğu için çalıştım ve pembiş bir gelinlik modeli yaptım. Sınıfın geneli atlas kumaş kullandığı için ben bir farklılık yapayım dedim ve çocuğun yaz günlerinde "yanmadan" kullanabileceği poplin kumaşlı bir tasarım çıkardım.
İşe her zamanki gibi kalıp çıkararak başladım tabiki. Temel beden kalıbı daha sonra belden ayrı üst ve etek kısmı çalıştım. Poplinin ince yapısı olması sebebiyle iki kat kestim her kalıptan. Bu durum hem kumaşa kalınlık kazandırdı, hem rengini doygunlaştırdı, hem de üzerine işleyebileceğim şeylerin içerisinde görünebilecek iplerin gizlenmesine yardımcı oldu.
Elbisemin üzerine uyguladığım tülü elimde bir kumaşa teğelledim ve daha sonradan bu kumaşı eteğe ekledim. Ders öğretmeni, büzdürme yöntemi ile diktirmiş diğer arkadaşlara ama ben benim yaptığım yöntemin daha kabarık göründüğü kanaatindeyim... Bu arada tütüyü elbiseyle birleştirmeden önce elbisenin temelindeki her şeyi bitirmiştim. Fermuar, yaka işlemesi, etek ucu gibi...
Daha sonra da tütüyü ekleyip detaylandırma işlemine geçtim. Organizeden yapılan minik pembiş gülleri önce yakasına ve beline bir sıra halinde işledim. Ardından da etek üzerine dağınık bir şekilde eklemeler yaptım... Çok profesyonel çalışmasam da hazır giyim mamülü kadar güzel bir çalışma çıktı ortaya...

Aynı renk güllerden oluşan bir de taç aldım modelime ve sabırsızlıkla defile gününü beklemeye koyuldum. Eğer Gaziantep'e yakın bir yerlerdeyseniz; Cuma günü 14.00'da Gaziantep Teknopark / C Blok Konferans Salonu'nda yapılacak olan defilemize sizi de bekleriz. Onure oluruz...
Keyifli akşamlar...



16 Nisan 2016

Peygamberler Şehri; Şanlıurfa

Bir şehir ne kadar kutsanabilirse o kadar kutsanmıştı...
Hz. Eyyüb'ün şifa bulduğu, Hz. İbrahim'in ateşe atıldığı, sonra da o ateş'in bir havuza dönüşüp; yanmasına engel olduğu... İlk başta bakılınca bahsi geçen olayların hepsi masalsı geliyor. Rivayet sanıyorsunuz ama hepsi yaşanmış...


Nemrud,Edessa(Şanlıurfa) kralı olduğu vakitler bir kahinin yanına gidiyor ve kahin ona bu sene doğacak bir erkek çocuğunun tüm krallığını yok edeceğini söylüyor. Nemrud ise bu duruma engel olmak için denilen günden itibaren iki gün boyunca köyde bulunan tüm erkekleri dağa sürüyor ki kadınlarıyla birlikte olmasına engel olsun... O gece Nemrud, köyü teftiş etmek için sarayından ayrılıyor ve sultanlık mührünü odasında unuttuğunu hatırlıyor. En yakın bulduğu adamını(Hz. İbrahim'in babası) saraya göndererek mührü getirmesini emrediyor. Adam mührü aldıktan sonra Nemrud'a gitmeden önce karısının yanına uğruyor ve Hz. İbrahim o gece ana rahmine düşüyor. Hz. İbrahim'in annesi, hamile olduğunu eşinden bile gizleyerek çocuğunu koruyor. Zira babası dahi olsa bu durumu duysa, çocuğu olduğunu düşünmeden ona zarar verecek ve ölmesini sağlayacak... Annesi doğuma kadar bol kıyafetler giyerek, kilo aldığını söyleyerek yaşayıp gidiyor ve doğum zamanı gelince bir mağaraya gidip, Hz. İbrahim'i orada doğuruyor. Sık sık yanına gidip gelse de, Hz. İbrahim çeşitli rivayetlerle büyüdüğü anlatıla geliyor. Çok zaman geçmeden büyüyen Hz. İbrahim'i Nemrud'un askerleri, avlanma sırasında görüyor ve güçlü, yağız bir delikanlı oluşundan dolayı beğenerek saraya götürüyor. Nemrud da İbrahim'i beğenince saraya alıyor. İbrahim, saraydakilerin puta tapışını yanlış bulduğu için, putları yıkıyor ve onun yaptığı öğrenilince; İbrahim'in yakılarak öldürülmesi için emir veriliyor. Öyle ki dağ gibi odunun yığıldığını, hatta bu ateşin yıllarca yandığını öne sürenler oluyor. (Bu duruma inanmayanlar için deniliyor ki; 'Balıklı Göl'ün dibini eşelerseniz -kazarsanız- kömür karası göreceksinizdir.) Hz. İbrahim kaleye kurulan bir mancınıkla (ki mancınık o zaman şeytan vesvesesi ile bulunuyor...) ateşin içine atılıyor ve tam o sırada Cebrail as. gelip ve ve diyor ki;Ey İbrahim! Ben Cebrail'im! Allah'ın emriyle sana geldim. Benden ne dilersen dile!' O vakit İbrahim de, Cebrail'e; 'Ben sadece Allah'tan yardım isterim.' diyor ve Allah; 'Ey ateş, İbrahim'in üzerine serin ve selamet ol!(Enbiya - 69)' buyurur. Ateş ise o anda suya, odunlar da balığa dönüşüyor ve şu an bilinen Balıklı Göl meydana geliyor...

Fotoğraftaki minyatür Şanlıurfa Kent Müzesi'nde bulunmaktadır ve grup olarak gittiğimiz için rehberimiz bizi çok güzel bilgilendirdi. Bana kalırsa zaten böyle yerleri rehbersiz, boş beleş gezmemeli insan. Herkes bakabilir ama herkes göremez. Bu gezide rehberler bizim görmemizi sağlayan taraf oldular. İki adet rehberimiz vardı. Biri müzede, bir diğeri Balıklı Göl ve Eyyübi Camii'nde eşlik etti. Kültür Bakanlığı'nın görevlendirdiği bu rehberlere ayrı olarak teşekkürlerimi sizlerin de önünde iletirim...
İlk olarak bu müzeyi gezdik... Ardından Hz. Eyyüb'ün şifa bulduğu suyun kaynağına ve makamına gittik. Şifalı olduğu rivayet edilen sudan içtik, dualarımızı ettik; Rabbim hayırlı eylesin, kabul etsin... Ardından Cevahir Han'a gidip, öğle yemeğimizi yedik ve ayrıca oradaki insanlarca şahane karşılandık. Hizmet ve mekan tabiri caizse on numaraydı. Yemek, çay, tatlı, mırra... Ekstra hizmet gördük ve eminim ki bu hizmeti herhangi bir günde giden müşterisi bile görmüyordur... Temizliği olsun, mimarisi olsun, otantik havası olsun, her şeyiyle mükemmel bir mekandı ve eğer yolunuz Urfa'ya düşecek olursa bir öğününüzün burada olmasını tavsiye ederim...

Bu yediğim künefe kadar tatlı bir geziydi. Her anının fotoğrafını çektim, çünkü neden çekmeyeyim? :) İnsan, unutmak istemediği şeyin fotoğrafını çeker..
Ayrıca Gaziantep Büyükşehir Belediyesi'nin düzenlediği sayısız gezilerden biriydi bu Şanlıurfa gezisi ve sanırım bu ayki gezi kapsamı Şanlıurfa'ymış. Belediyenin gençlere yönelik etkinliklerine katılmanın zararı olmamasının yanı sıra kat be kat yararı olduğunu düşünüyorum ki ben bu geziden çok keyif aldım. Hayal dünyam, düşünce sistemim, tarihi bilgilerim güçlendi, genişledi. Fatma Şahin'in Gaziantep'e katkılarını saymaya kalksam burada hep beraber sabahlarız gibi, o yüzden ben genel olarak bir teşekkürü kendime borç bilirim. Sürç-ü lisan ettim ise; affola. Keyifli akşamlar...