14 Şubat 2017

Tatilde İzlediğim Filmler


Benim için dönem arası verilen tatilde ne kadar çok iş yaparsam o kadar kârlı olurum gibi gelir. Bu tatilde de izleyebildiğim kadar film izleyip, dikebildiğim kadar kıyafet diktim. Şimdi izlediğim filmleri kendi düşüncelerimle yorumlayayım, izlemeyenlere fikir olur belki.. :) Toplamda yirmi film izledim. Önceliği bu senenin Oscar adaylığı açıklananlara verdim. Filme, yönetmene, senaryoya, oyunculara ve filmin müziklerine adaylığı koyulan filmlerden beşini izledim. Henüz alt yazısı düşmemiş olanlar kaldı tabi... Onlar bitince de arkadaş önerileri, sitelerdeki enler gibi filmleri seçtim... Lafı uzatmadan başlayayım. Tekrar söyleyeyim, kendi düşüncelerim olacak. Katılmak zorunda değilsiniz. :)

  • ARRİVAL (Geliş)
 
Tür: 
Bilim - Kurgu

Süre: 
1:58 sa.
Başrollerini Amy Adams ve Jeremy Renner'in paylaştığı film, uzaylıların dünyaya gelişini ve insanlarla iletişime geçmeye çalışmasını anlatıyor. Kadın başrol Amy Adams, filmdeki adı ile Louis Banks, üniversitede ders veren bir dilbilimcidir ve uzaylılar ile iletişime geçmesi için işe çağırılır. Başta tepkili olan Louis, işi kabul eder ve yolculuğu başlar. Yolculuğu diyorum, zira filmi izlediğinizde neden yolculuk dediğimi daha iyi anlayacaksınız... Tamamen anlatmak istemiyorum, izlenilmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum. Bilim-kurgu, fantastik filmleri çok severim ve ilgiyle izlerim. Bu film de en sevdiklerim arasında, harddiske kaydoldu...

Adaylıkları: 
En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yönetmen, En İyi Sinematografi, En İyi Film Kurgusu, En İyi Uyarlama, En İyi Kostüm ve En İyi Ses Miksajı olmaya aday... Karşısındaki filmler epey dişli ama yine de ödül almasını isterim... :) 

  • HACKSAW RİDGE (Savaş Vadisi)
Tür:
Drama - Tarihsel

Süre:
2:19 sa.
Gerçek bir hikayenin anlatıldığı Hacksaw Ridge'de, İkinci Dünya Savaşı'nda silah taşımayı reddeden barış yanlısı sıhhiyeci Desmond Doss'tan bahsedilmektedir... Desmond, hastanede gördüğü hemşireye aşık olur ve sıhhiyeci olmaya karar verir fakat sıhhiyeci de asker sayıldığı için silah kullanması gerekmektedir. Desmond bu filmde silahsız da savaşılabileceğini herkese ispatlar...
Tarihsel ve dönem filmlerini izlemeyi çok severim ve kurgusu da güzelse, aynı filmi defalarca izlerim. Bu da onlardan biri... O kadar etkileyici bir kurgusu var ki, olayın içinde kendimi bulabiliyorum. Milliyetçi duygum kabardı. :))

Adaylıklar: 
En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Ses Miksajı, En İyi Ses Kurgusu, En İyi Yönetmen (Mel Gibson...), En İyi Film Kurgusu ve En İyi Uyarlama Senaryo...

  • HELL OR HİGH WATER (İki Eli Kanda)
Tür: 
Drama - Suç

Süre:
1:42 sa.
Bizim bu yabancı filmlere isim uydurmalarımız yok mu, bayılıyorum. :))
Bu filmde azılı suçlu bir adamın, hapisten çıktıktan sonra kardeşiyle banka soyma serüveni anlatılıyor. Kardeşlerin annesi hasta, abi hastaneden çıkasıya kadar anne ölür ve tedavi masrafları için ipotek altına alınan evi kurtarmak için, güvenlik kamerası olmayan bankaları soyup borcu ödemeye ve ipoteği kaldırmaya çalışırlar. Sonuçta borç ödenir ödenmesine ama suçlu abi, polisler tarafından öldürülür...
Filmin konusu biraz saçma geldi bana açıkçası... Sevemedim, dolayısıyla odaklanamadım da... Suç filmi sevenler için eğlenceli bir film sayılabilir.
 
Adaylıklar: 
En İyi Film, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve En İyi Film Kurgusu.
 
  • LA LA LAND (Aşıklar Şehri)
Tür:
Drama - Romantik
Süre:
2:08 sa.
Genel olarak bir müzikal kıvamında olan filmde başrolleri Ryan Gosling ve Emma Stone paylaşmaktadır... Ryan, yani filmdeki adıyla Sebastian, jazz müziğini yaşatmaya and içmiş bir müzisyen. Emma, Mia, oyuncu olmak için sürekli seçmelere giren ama bir türlü kabul edilmeyen, bir cafede tezgahtarlık yapan kız... Masalsı bir film olan La La Land, Romantizm sevenlerin izleyebileceği güzel bir film...
Adaylıklar:
En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yönetmen, En İyi Sinematografi, En İyi Film Kurgusu, En İyi Film Müziği, En İyi Orjinal Şarkı(2 adet), En İyi Kostüm, En İyi Ses Kurgusu ve En İyi Ses Miksajı.

  • SNOWDEN
 
Tür:
Drama - Gerilim

Süre:
2:14 sa.
Yine yaşanmış bir olayın kurgulanması ile meydana gelen film... Edward Snowden, Amerika'nın sırlarını ortaya çıkarmakla suçlanır. Bilgisayar dehası Snowden, eğitimin ilk aşamasında herkesin dikkatini çekerek farklılığını ortaya koyar. CIA, NSA ve benzeri kurumlarda çalışarak kendini geliştirdiğini düşünür. Zamanla bu kurumların ülkeyi korumak amacıyla kurdukları programların yanlış olduğunu düşünmeye başlar. Snowden, yavaş yavaş koparak insanlara yapılan haksızlığı ortaya çıkarmak ister ve ABD ile düşmanlığı başlar. Snowden şu an Rusya'da yaşamaktadır. Yakın zamanlarda ise ABD'ye, Trump'ın başkanlığını kutlamak için hediye olarak teslim edilebileceğinin haberi verilmiştir...

  • A BEAUTIFUL MIND (Akıl Oyunları)
 
Tür:
Drama - Romantik

Süre: 
2:20 sa
Gerçek hayatın bir uyarlaması daha... Nobel ödüllü matematikçi John Nash'in hayatının anlatıldığı bu filmde, John'u Russell Crowe canlandırır. John matematiğe yeni bir kuram katmaya çalışan, olağan kuramlara karşı çıkan; derse gitmeyi bile zaman kaybı olarak gören bir matematikçidir. Etrafındaki insanlar onun başarılı olacağına inanmak ister ama John şizofreni hastası gibi davranmaya başlar ve hayali arkadaşlar görmeye başlar... Ona inanıldığında ise çok yaşlıdır...

  • GRAVITY (Yer Çekimi)
 
Tür:
Fantastik - Bilim Kurgu

Süre:  
1:31 sa. 
Bayıldığım bir film türü daha... ama bana göre "Fantastik - Bilim Kurgu" türünün en iyi örneği Marvel yapımları... Bu gibi filmleri izlerken heyecanlanıyorsam, o film benim için başarılıdır. Bunu ve bir sonrakini izlerken soluk soluğa kaldım. Bunlardan ayrı, Marslı'da... Resmen kendim yaşıyormuş gibi endişelendim, avuçlarım terledi. :)) Eğer seviyorsanız bu türü, kaçırmamanız gereken filmlerden biri bu. Bilmeniz gerek! Şimdiden keyifli seyirler. ;)

  • INTERSTELLAR (Yıldızlararası)
 
Tür:
Fantastik - Bilim Kurgu

Süre:  
2:49 sa. 
Beşinci boyutun varlığını düşündünüz mü hiç? Gelecekten biri, size mesaj gönderiyor olabilir mi?... Bu filmi izlerken; 'Acaba mı?' diyorsunuz. 'Oha, nasıl yani?' diyorsunuz. Bir önceki filmde bahsettiğim gibi bunda da soluk soluğa kalıyorsunuz. Bilim Kurgu olmasının amacı da bu değil mi? ;) Bunu da kaçırmayın...

  • FIGHT CLUB (Dövüş Kulübü)
 
Tür: 
Drama

Süre:
2:31 sa.  
Anlatıcı Edwart Norton, işinde bir türlü mutlu olamayan, sık sık seyahat etme zorunluluğu olan bir adamdır. Son iş seyahatinde tanıştığı adamla hayatı tamamen değişecektir ama işler hiç de sandığımız gibi değildir. :) O tanışmaya kadar, yalnızlığını giderebilmek için değişik sağlık topluluklarına katılmıştır. Katıldığı toplulukların birinde bir kadınla tanışır, Marla... ve ondan etkilenir... Birlikte yaşamaya başlarlar aslında, tabi biz bunu sonra anlarız... İzleyenler bilirler, izleyecek olanlara spoiler vermemeyim. :))

  • DA VINCI CODE (Da Vinci Şifresi)
Tür:
Gerilim - Gizem

Süre:  
2:54 sa. 
Da Vinci Şifresi, Dan Brown'ın kitabından uyarlanan ilk filmdir. Filmin konusu, Da Vinci'nin tablolarındaki şifreleri çözüp Hz. İsa'nın son yaşayan torununun bulunmaya çalışmasıdır. Bilinenin aslına Hz. İsa, Magdalalı Meryem ile birlikte olmuş ve ondan çocuğu doğmuştur. İsa çarmıha gerildiğinde hamile olan Meryem'i, İsa'nın dostları saklamıştır ve eşine ve çocuğuna zarar gelmesinden korumuştur... Dan Brown'ın her kitabında olduğu gibi bu kitabı da okuyanın eşsiz bir etkiye kapılmasına sebep oluyor. Diğer iki film de Dan Brown'ın kitaplarından uyarlanmıştır.

  • ANGELS and DEMONS (Melekler ve Şeytanlar)
 
Tür:
Gerilim - Gizem

Süre:  
2:26 sa.
Da Vinci şifesinde incelenen tablolardı, bu filmde de yapılar ve heykeller... Sanata olan aşkımı Dan Brown'ın kitapları artırıyor sanki... Seriyi tamamlamadan olmaz, birine başladınız mı hepsini izlemelisiniz...
  • INFERNO (Cehennem)
 
Tür: 
Suç

Süre:  
2:01 sa.
Ama içlerinden en sevdiğim bu sonuncuydu... Filmde Türkiye'nin de geçiyor olması ayrı gururlu hissettirdi. Tüm şifreler çözüle çözüle Yerebatan Sarnıcı'na kadar geliniyor ve asıl olay orada cereyan ediyor... Görsel zerafetten bahsetmiyorum bile. Beni benden aldı...

  • INCEPTION (Başlangıç)
Tür: 
Bilim - Kurgu

Süre:  
2:28 sa. 
Rüyanıza müdahale edebilmeyi denediniz mi hiç? Böyle bir şey yapabilmeyi ister miydiniz?... Bu film yapabileceklerinizin de üzerinde. Psikolojiyi, zihinde varolan kanıları değiştirebilmeyi rüya kontrolü ile başarılabildiğini görüyoruz burada... Bir iş adamının şirketini dağıtması fikrinin nasıl işlendiği anlatılıyor... Bilim-Kurgu'nun güzel örneklerinden biri de bu film. :)

  • I DON'T KNOW HOW SHE DOES (Mucizeyi Kadınlar Yaratır)
Tür:
Komedi
 
Süre:  
1:30 sa. 
Çocuk da yaparım, kariyer de! diyebilmenin en tatlı örneği bu film olsa gerek... Bir iş kadını olan Kate Reddy, yeni bir iş anlaşması için sık sık seyahat etmeye başlar ve seyahat ettiği yerde biriyle tanışır. Gün geçtikçe daha samimi olmaya başlarlar fakat Kate eninde sonunda doğru yolu, ailesini seçer... Çalışan kadınlara umut olabilecek Kate, yeni neslin idolü olabilir. :)

  • LIFE AS WE KNOW IT (Başımıza Gelenler)
Tür:
Komedi - Drama

Süre:  
1:55 sa. 
Arkadaşları Peter ve Allison'ın ölmesiyle, yetim kalan çocuklarına bakmakla görevlendirilen Holly ve Eric, birbiri ile hiç anlaşamayan, tabiri caizse zıt kutuplardır... Sophie'ye bağlılıkları, zamanla birbirlerine ısınmalarına ve daha güzel bir hayat sürmeye başlamalarına sebep olur. Başta hiç anlaşamayan bu ikili, filmin sonunda çok güzel bir başlangıç yaparlar.. :) Romantizmi de içinde barındıran Başımıza Gelenler, üzülürken gülümsetebilmeyi sağlar...

  • THE INTERN (Stajyer)
 
Tür:
Komedi - Drama

Süre:  
2:01 sa. 
Ben, 65 yaş üzeri kişilerin başvurabileceği bir stajyerlik programına başvurur ve kabul edilir ama işi o kadar kolay değildir. Şirketin başındaki Jules, oldukça zor bir patrondur ve Ben, onun kişisel asistanlığına verilmiştir. Jules başlarda alışamasa, zamanla Ben'i sevmeye ve ailesinin içine sokmaya başlar... Ben de bu iş sayesinde kaybettiği eşinden sonra kendine daha güzel bir hayat kurar. :)

  •  GOING THE DISTANCE (Seni Uzaktan Sevmek)
 
Tür:
Drama - Romantik

Süre:  
1:43 sa.
Aynı şehirde tanışan, farklı şehirlerde ilişkilerini sürdürmeye çalışan bir çiftin çektiği zorlukları, özlemleri, tutkuları ve kavuşma arzuları anlatılmaktadır. Farklı şehirlerde, etraflarında neler olup bittiğini bilmedikleri, eşlerini kıskandıkları için ilişkileri sürekli çıkmaza girer...
 
  • CAPTAIN FANTASTIC (Kaptan Fantastik)
 
Tür:
Drama - Romantik

Süre:  
1:59 sa.
Filmde Leslie son çocuğundan sonra bunalıma giren bir annedir ve çocuklarını babaları olan Ben'in yetiştirmesini anlatır. Leslie bu bunalıma daha fazla dayanamayarak tedavi gördüğü yerde intihar eder ve ölür. Vasiyetindeki son isteği; bedeninin yakılarak küllerinin umumi bir yere dökülmesidir fakat Leslie'nin babası bunu kabul etmeyerek kızını defneder. Ben ve çocukları, bunu kendilerine görev edinerek: Annelerini mezarından kaçırarak isteğini yerine getirir... Aile olmanın güzelliği çok iyi işlenmiş. Mutlaka izleyin. :)

  • GUTSHOT STRAIGHT (12'den Vurmak)
 
Tür:
Gerilim - Aksiyon
 
Süre:  
1:30 sa.
Hayatı sürekli olaylarla geçen ve düzenli bir hayat kuramadığı için sürekli kısa yoldan para kazanmak isteyen bir adamın, kumar sevdası onu güçlülerin arasına bir anda soksa da aslında başkalarının yaptığı bir planda piyondur. Bunu farkettiği anda olayların içinden çıkmaya çalışacaktır...
 
  • EDGE of TOMORROW (Yarının Sınırında)
 
Tür:
Aksiyon - Macera
 
Süre:  
1:53 sa.
Mimics adlı uzaylı birliği dünyayı ele geçirmeye çalışır ve Binbaşı William Cage, deneyimsiz bir er olarak bu savaşa katılır. Anlaşılacağı üzere hemen ölür fakat o ölüşü bir döngünün başlangıcı olur... Cage her ölüşünde yeniden uyanmakta ve o günü en başından tekrar yaşamaktadır. Bir önceki öldüğü yeri bildiği için, diğer gidişinde daha deneyimli olur ve böyle böyle Mimicslerin elinden dünyayı kurtarır... Film bu döngüden dolayı yer yer sıkıcı gelse de, oyun tarzında olması ve sonunun merak ettirmesi; akıcılığı kaybettirmez...
 
Bazılarından çok keyif aldım, umarım siz de seversiniz. İzledikleriniz için tebrikler, izleyecekleriniz için iyi seyirler dilerim. :)






19 Kasım 2016

Paulo Coelho - Simyacı

"Simyacı, dünyaca ünlü Brezilyalı yazar Paulo Coelho'nun üçüncü romanı. 1996 yılından bu yana Türkiye'de de çok okundu, çok sevildi, çok övüldü bu kitap. Bir büyük Doğu klasiği olan Mevlâna'nın ünlü Mesnevî'sinde yer alan bir küçük öyküden yola çıkarak yazılan bu roman, yüreğinde çocukluğunun çırpınışlarını taşıyan okurlar için bir "klasik" yapıt haline geldi. Simyacı, İspanya'dan kalkıp Mısır piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago'nun masalsı yaşamının öyküsü. Ama aynı zamanda bir "nasihatnâme"; "Yazgına nasıl egemen olacaksın? Mutluluğunu nasıl kuracaksın?" gibi sorulara yanıt arayan bir yaşam ve ahlak kılavuzu. Mistik bir peri masalına benzeyen bu romanın, dünyanın dört bir yanında bunca sevilmesinin gizi, kuşkusuz bu kılavuzluk niteliğinden kaynaklanıyor.  
Simyacı'yı okumak, herkes daha uykudayken şafak vakti uyanıp, güneşin doğuşunu izlemeye benziyor." (D&R yorumu...)

Birçok kişinin okuduğunu gördüğüm için ve kapağındaki çizimden dolayı bir albenisi vardı kitabın. Alırken hiç tereddüte düşmedim. Kitaba ihtiyacım olmadığı halde almak istedim. Elimdeki son okuduğum kitabın bitmesine yakın aldığım için o kitap biter bitmez okumaya koyuldum. İnce bir kitap. Bir kahve eşliğinde birkaç saatte bitirilebilinir... Konular birbirini takip ediyor, hiçbir kopukluk yaşanmıyor. Kişi kalabalığına da rastlamadım. Hikayenin başkişisi çobanlık yapan Santiago, rüyasında gördüğü bir hazinenin peşine düşüyor ve bu süreçte yaşadıklarını anlatıyor. İnsanın kendi iç dünyasında başa çıkması gereken duyguları, kontrol edebilmeyi öğrenmesi ve yaşadıklarından ders çıkarmayı gösteriyor. Kitap okumayı çok seven ve simyacılıkla ilgilenen çobanımız, eninde sonunda yine çıktığı yere geri dönüyor ama birçok tecrübeyi de hayatına katarak... Diğer okuyanlar bu kitap hakkında ne düşündüler bilmiyorum ama ben bu kitabı okuyarak kendime bir şey kattığıma inanmıyorum. Yazarı küçük düşürmek değil amacım ama tam bi zaman kaybıydı. Beğenenler de mutlaka vardır, saygım var. Bunlar benim naçizane fikirlerim.
Keyifli okumalar. (:

14 Kasım 2016

Parça Kumaş Konya

Selamın aleyküm arkadaşlar. Bu bi bilgilendirme yazısıdır...
Bildiğiniz gibi sene başında Gaziantep Üniversitesi'nden Selçuk Üniversitesi'ne Kurumlar Arası Yatay Geçiş yaptım. Moda Tasarım bölümü okuduğum için sürekli kumaş alma durumundayım ve henüz hiçbir yer bilmediğim için aylarca Konya Tarihi Bedesten'den alışveriş yaptım ve giden parayı size anlatamam. Tamam, kaliteli kumaşlar satılıyor fakat bir öğrencinin alabileceği fiyatın çok üzerinde... Geçtiğimiz günlerde bi arkadaşım bana kiloyla parça kumaş satan bir dükkân tarif etti, bi gidelim bakalım dedik Ramço'yla. Dünya tatlısı bir satıcısı var ve hiç abartısız binlerce kumaş çeşidi... Çok çok kaliteli markaların topunu kullanıp, geriye kalan "kullanılamayacak" parçasını neredeyse yok pahasına satın alıp, kendi kârını da ekleyip satarak geçimini sağlıyor bu abimiz. Aldığınız kumaşın kilosu da 20lira üstelik! Astardan tutun, eteklik / pantolonluk kumaşa, şifondan tutun, gömleklik kumaşa, ceketlik kumaştan tutun, kaşeye kadar her şey mevcut. Benim çok param gitti, sizin gitmesin. 😉
Kumaşa ihtiyacı olan herkes için bu yol tarifim... 
Akbank'ın Mevlana Şubesi, bilindiği üzere Selimiye Caddesi üzerinde, köşede bir dükkân... Bir tarafı caddenin üzerinde, diğer tarafı ise trafiğe kapalı bi avluya bakıyor. Caddedeki tarafından Selimiye Cami'si yönüne doğru yürüyorsunuz. Yaklaşık 100, 150m ileride bankanın hizasında "Faruk Önder Pasajı" var. Pasajın karşısında 'Hilal Ciğerci' var, onu sorarak da bulabilirsiniz pasajı... O pasaja giriyorsunuz. Sağınızdaki ilk dükkân. Aradığınız kumaşı o dükkanda bulamazsanız, bir de üst kata bakın derim. Zira hiç göstermese de; iki katlı bir dükkan...
Keyifli alışverişler.😏

09 Kasım 2016

Kavim - Ahmet Ümit

  İlk Patasana'sını okumuştum Ahmet Ümit'in... Okuyanlar, bilirler. Arkeologların çalışmalarını, çalışmalarda çıkardıkları eserlerin o döneme ait anlatımlarını o kadar güzel tasvir etmiş ki. Uzunca bir süre, seçmem gereken mesleğin arkeologluk olduğunu düşünmüştüm. Tarih bana her zaman çekici gelmiştir çünkü. Yapıları, giyimleri kuşamları, insanların soylarına göre sınıflandırılması... Yani bilimsel kısmı değil... Masalsı kısmı. Efsanevi kısmı. Anlatılan kısmı ya da siz nasıl derseniz... Hikayenin başkişisi Esra'nın hayata tutunmaya çalışması, Patasana'nın tarih kokan tabletleri... Her romanında olduğu gibi bu romanında da içine hapsetmişti beni. Öyle bir şey ki bu, kitabı elinizden bir anlığına olsun bırakmak istemiyorsunuz ve daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, benim için büyük bir yazar olmak bu noktadan geçiyor. 'Sürükleyici ve bağlayıcı kitap yazabilmek...' Ahmet Ümit bu konuda çok yetenekli bir yazar. Belki de ben polisiye romanları sevdiğim için böyle düşünüyorumdur ama eminim böyle düşünen bir ben değilimdir...
Gaziantep Üniversitesi'nde düzenlenen Kitap Fuarı'na söyleşi ve imza gününe katılmak için gelmişti Ahmet Ümit. Bilmem, bilir misiniz; Gaziantepli kendisi. Kaçırmak istemedim böyle güzel bir kitabın yazarını. Ablam telefon ederek, 'Kavim'i de almamı söyledi ve önerisi üzerine aldım. İmzalatmadan gitmek olur muydu? İki kitap için iki buçuk saat sıra bekledim, hiç acımam. O kadar güzel bir deneyim ve sonunda o kadar güzel bir mutluluk olmuştu ki, anlatamam. Daha dün gibi gülüşü...


Kavim'in konusu, Ahmet Ümit, namıdiğer Başkomser Nevzat'ın Beyoğlu Karakolu'nda rastladığı yüzlerce cinayetten herhangi biriymiş gibi geliyor başlarda. Öldürülen adamın göğsüne saplı olan haç kabzalı hançer, cinayetin sebebinin din ya da ırkçılık meselesi olduğunu düşündürüyor. Ama aslında cinayet çözülmeye başlandıkça olayın hiç de öyle olmadığını anlıyorsunuz. Kendi kendinize 'Nasıl yani?', 'Yok canım!', 'Mümkün değil böyle bir şey!' cümlelerini sık sık kurmanıza sebep oluyor. Zaten olaylar o kadar başarılı tasvir ediliyor ki, hikayenin içinde siz de varmışsınız gibi, hatta bir karakter tam da sizmişsiniz gibi oluyorsunuz. Öyle ki, romanın bir kısmında o kadar etkilendim ki Ahmet abi'nin yazdıklarından, hani endişe veya korku duyarsınız da mideniz bulanır ya aynen o şekilde, midem bulandı okurken. Elim ayağım buz kesti. Baya etkisinde kaldım. Belki de yaşananlardan. Hissettirdiklerinden... İnsan en yakınındakini bile tanıyamıyor, güvenemiyorsa nasıl yaşayabilir ki? Defalarca kez soruyorsunuz bu soruyu kendinize. Sırtınızı yasladığınız insan, bi bakıyorsunuz sırtınızdan bıçaklıyor sizi. Gözünüzün içine baka baka yalan söylüyor... Biraz da onu görüyoruz aslında bu romanda. Yıllardır tanıdığımız, bildiğimiz insanı bile aslında tanımıyor olabiliriz. Kaldı ki iki günlük insana güvenelim... Bu arada, laf aramızda Cengiz Müdür her ne kadar yarı katil (Malik'i zaten o öldürmemişti ama başını keserek tuz biber ekti), Can da kesinleşmemiş olsa da seri katil olarak gözükse de, benim suçlu gördüğüm kimse yok. Herkesin kendince bir sebebi var...
Sıradaki, diğer imzalı, kitabım, 'Elveda Güzel Vatanım'
Keyifli okumalar. :)

06 Kasım 2016

Hayvan Çiftliği - George Orwell

 Orwell'ın yazdığı birçok kitaptan çağdaş klasikler arasına girmiş bir kitabı da Hayvan Çiftliği'dir. Öncelikle kitap hakkında birkaç bilgi vereyim... Bu kitabında Orwell, reel sosyalizmin eleştrisini yapmış ve bu eleştri kitabı, dünyada başlıca yergi türünün başyapıtlarından biri sayılmış... Kitaptaki başkişiler, hayvanlardır. Çiftlikte yaşayan hayvanlar, insanların kendini sömürdüğünü öne sürerek başkaldırırlar ve yönetimi ele geçirirler. Yapmak istedikleri şey, bütün hayvanların eşit olmasını sağlamaktır. Aralarında en akıllıları olan domuzun öncülüğünde yaşamaya başlarlar fakat bir süre sonra insanlardan daha acımasız bir diktatör olur... Tarihsel bir gerçeğin işlendiği bu romandaki önder domuzun Stalin olduğu bilinmektedir. Diğer hayvanlar ise bir kişiyi çağrıştırmasa da, bu diktatörlük ortamında olabilecek kişilerdir. Kitabın asıl alt başlığı 'Bir Peri Masalı' olan Hayvan Çiftliği masalsı bir anlatımda yazılmıştır ve her yaştan kitleye uygun olmasına rağmen, küçükleri eğlendirecek bir peri masalı değil, çarpıcı politik bir taşlamadır.
Kitabın adını bir arkadaşımdan duydum ama daha önce de birkaç yerde de karşılaşmıştım. Konusunun dikkatini çektiğini ve bu kitabın, yazarın diğer kitabı olan 1984 gibi bunun da çok konuşulduğunu söyledi. İki kitabı da almama rağmen, bu kitap daha çok ilgimi çekti. Belki anlatım şekli, belki ambalajı...
Her gün okula giderken neredeyse bir saatim yolda geçiyor ve ben bu vakti boşa harcamak istemediğim için kitap okuyorum. Elimdeki kitap biter bitmez bu kitaba başladım ve sadece üç gün sürdü kitabı bitirmem. Kitabın akıcı olması bir yana, birbirine bağlı olaylar kitabı elinizden bırakmamanıza sebep oluyor ve bence büyük bir yazar olmak bunu başarabilmekten geçiyor...
Kitaptaki hayvanlar, insanların onlara zulmettiğini düşünerek birlik olup başkaldırırlar. Aralarında okuma-yazma bildiğini öne süren domuz onlara öncülük eder ve insanların refah düzeyinde yaşamaya başlar. İnsanların yediği şeyleri yer, insanların rahat yataklarında yatar. İçkiler içer, gününü gün eder. Fakat hayvanlar yine olduğu gibi, olduğu yerde yaşamlarını sürdürürler ve sürekli, zorlu şartlar altında çalışırlar. Domuz ve diğer domuz arkadaşlarının bu refah düzeyi diğer hayvanların zoruna gitmeye başlayınca aralarında sürtüşme çıkar. Bu sürtüşme sonucunda önce önderlik eden domuzu, ardından da ona bilgi sızdırdıkları gerekçesiyle diğer domuzları çiftlikten gönderirler ve yeni bir düzen oluştururlar. Yeni düzenlerinde insanlarla 'savaşlarında' ve başka birkaç sebeplerle kaybettikleri arkadaşları hariç, yaşamlarını sürdürmeye devam ederler. Artık eskisi kadar mutlular mı, onu bile bilmezler. Çünkü o kadar çok şey yaşanmış, o kadar zaman geçmiştir ki, insanlarla oldukları zamanlarda yaşadıklarıyla kıyaslayamazlar. Kendilerini oldukları duruma alıştırabilmek için eski zamanlardan daha iyi durumda olduklarını düşününürler...
Sonuç olarak, olan bir düzene başkaldıranın kurduğu düzende iktidar uğruna kendini kaybetmesiyle hem kurduğu düzeni hem de çevresindekileri nasıl bir bir kaybettiğini rahatça görüyoruz. :)
Eğer hala okumadıysanız, çok şey kaçırıyorsunuz demektir. :) Şimdiden, keyifli okumalar!
Not: öneride bulunan arkadaşım için, teşekkürlerimi bir borç bilirim.